Ulu Önder Atatürk'ün Müziğe Verdiği Önem

November 10, 2016

 

         Bugün aslında sadece Türkiye için değil, dünya için çok önemli bir gün, çünkü bugün Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm yıl dönümü. Vefatı ardından 78 yılı geçmesine rağmen unutulmayan, sevilmeye ve aşık olunmaya devam eden, çocuklara bir gelecek bırakan, ülkemizi düşman ellerinden kurtaran, yabancı ülkelerle dostluk kurmaya çalışan, ama aynı zamanda çocuklara,edebiyata, sanata ve spora büyük önem veren bir insanın günüdür bugün. Bugün biraz Ulu Önderimizin müziğe olan sevgisi, neden bu kadar önem verdiği ile ilgili konuşalım. Birçoğunuzun da bildiği üzere Atatürk için müzik çok önemliydi. Klasik müziğinden tutun ki balo ve salon müziklerine kadar birçok tarzda ve türden müzik dinlerdi.

          Cumhuriyetin kuruluşunu takip eden yıllarda Türk müziğini batı normlarına ulaştırmak ve çok sesli müziği halka sevdirmek adına birçok girişimde bulunmuştur. 1924 yılında Ankara'da Musiki Muallim Cemiyeti'ni kurmuştur. Yine aynı yıl Mızıka-i Humayun Ankara'ya taşınarak, Riyaset-i Musiki Heyeti (Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası) adını almıştır. İstanbul Belediye Konservatuarı'nı 1926'da Ankara Devlet Konservatuarını 1936'da kurmuştur. Ölümüne kadar sanat ve müzik okullarının çalışmalarını takip etmiş ve geliştirmiştir. Yurt dışından getirilen öğretmenler ile müzik eğitimi desteklenmiştir. 1937 yılında Ankara'da Gazi Terbiye Enstitüsü Müzik Bölümü'nün, 1938 yılında Askeri Müzik Okulu'nun kurulmasında emeği geçmiştir. Ayrıca Cumhuriyetin Türk Beşleri’nin eğitimleri için yurt dışına gönderilmeleri çok sesli müzik alanında çığır açacak olan gelişmelerdir. Türk Beşleri olarak anılan Hasan Ferit Alnar, Ulvi Cemal Erkin, Cemal Reşit Rey, Necil Kazım Akses ve Ahmet Adnan Saygun, çoksesli müziğin gelişimine büyük katkıda bulunmuşlardır. Bestelerinde halk ezgileri kadar halk masalları, destanlar ve İslam ilahileri de yer alır. "Sibelius Finlandiya için, De Falla İspanya için ve Bartók Macaristan için ne ifade ediyorsa Türk Beşleri de Türkiye için onu ifade ederler. Türk Beşleri’nin ilk bestelerini vermeye başladıkları 1934 yılından sonra en önemli gelişme 1936 yılında Musıki Muallim Mektebi’nin Konservatuvar’a dönüştürülmesi olmuş ve bu okulun ilk mezunlarını 1941-1942 sezonunda vermesiyle Ankara’da Tatbikat Sahnesi’nde ilk opera temsilleri verilmeye başlanmıştır.

          Atatürk, ülkemizdeki sanat ve müzik dünyasının yaygınlaşabilmesi ve insanların sanat ve müziğe daha fazla ilgi duyabilmesi ve sevebilmeleri için, ayrıca sanat ve müziğin gelişebilmesi adına elinde olan olanakların daha fazlasını kullanmıştı. Atatürk her zaman, sanatla olan ilgisini ve düşüncelerini, Türkiye Büyük Millet Meclisin'de, Çankaya Köşkün'de ve diğer makamlarda, sanatçılarla olan sohbetlerinde dile getirmiştir. Atatürk için müzik, "İnsanların ortak dili" olarak algılanıyordu. Hatta sadece insanların ortak dili değil, aynı zamanda ise insanların ortak mirası olarak kabul edilmeliydi. Atatürk için "Müzik, yaşamın bir parçası değildir kendisidir. Yani 'Hayat Müziktir'".  

          Atatürk'ün de dile getirdiği üzere, çocuklarımız ve gençlerimiz bizim geçmişimiz ve geleceğimiz. Bizim görevimiz bu çocukların ve gençlerin doğru yolda ilerlemelerini sağlamak ve onlara yardımcı olmak. Atatürk'ün bize bırakmış olduğu dev mirası en doğru şekilde taşımak ve gelecek nesle doğru aktarmak bizim görevimizdir. Müziği sevelim, sevmeye devam edelim, serbestçe şarkı söyleyeyim, dans edelim.

          En önemlisi ise Ulu Önderimizin bize bıraktığı dev mirası en doğru şekilde gelecek neslimize aktaralım.